Arkeolojik açıdan ilginç lokasyonlar

Eski Yunan ve Girit uygarlığını sevenler ya da geçmişe ilişkin bilgi edinmek isteyen ve bu konuda bilgisi olmayanlar için Hanya vilayeti geçmişe yapılacak eşsiz bir yolculuk sunmaktadır. Antik Minos kalıntıları ve Çağdaş Hanya kentinin altında dağınık halde yer alan antik Kidonia’nın tarihi keşiflerinin ötesinde klasik Yunan ve vilayetin her köşesinden fışkıran Roma dünyasının şehirleri de bulunmaktadır. Megala Horafia köyünün yanında Hanya şehrinin doğusunda antik Aptera’nın bulunduğu yerdir .

Hanya, Armeni ovasının ve Suda Körfezi’nin üstünde güneyinde koca Beyaz Dağlar’ın gövdesinin etkileyici bir ortam olarak kale gibi yükseldiği dikkat çekici bir konumda kurulmuştur. Şehir, Helenistik Dönemde (M.Ö. 330-68) gelişmiş ve Romalıların eline geçmiş ve bu süre boyunca tekrar kendini gelişme içinde bulmuştur. Ziyaretçiler, bugün, tepede Akropolis’in kenarlarının Helenistik duvarlarının yalnızca bir bölümünü ve o dönemde sıcak ilkbaharların yaşandığına dikkat çeken kemerli sarnıçlarla birlikte Roma yönetimi dönemlerinden kalma pek çok kalıntıları görebilmektedir. Eski Çağ yerini Bizans İmparatorluğuna devretmiş, bu arada Aptera Patmos’daki Kutsal Manastırı yönetimine geçmiştir. Bizans İmparatorluğu’ndan sonra yönetim Türklerin eline geçmiştir. Bu yönetimin en gözle görülen örneği tepenin kuzeyinde bulunan ve İtzedin kalesinin üstünde duran ve Suda limanının karadan koruyucusu olan Kule’dir. İtzedin, Suda Limanı’nın koruyucusu ve Suda’daki Venedik Kalesi ile birlikte körfezi savunmak amacıyla stratejik olarak konumlandırılmış bir yapıdır.

Hanya’nın Batısı ve Kisamos’un güneyi Girit’in bir başka şehri olan eski Polirrinia’nın etkileyici bir konumda kurulduğu, Kisamos Körfezi’ne ve ovaya yukardan hakim olan bölgedir. Bugün, Yunan ve Roma yapılarının kalıntıları burada korunmaktadır, buradaki en göze çarpan öğe Bizans döneminden bir çalışma olan akropolisin görkemli istihkamıdır. En batı uçta, vilayetin en güzel sahillerinden birine bitişik eski Falasarna kalıntıları bulunmaktadır. Şehir, onu Girit’in en güçlü denizci şehirlerinden biri yapan Güçlü Helenistik duvarların arkasında tehlikeden uzak, güvenli, güçlendirilmiş bir limana sahiptir. M.Ö. 68’de Metellus tarafından tamamen harap edilmiş ve bir daha hiç ele geçirilememiştir. Ziyaretçiler limanın 4 savunma kulesini gördüğünde şaşıracaklardır. Bunlar eski çağlarda Girit’in batı kıyılarındaki tektonik bir yükselmeden dolayı şu anda deniz yüzeyinden 6.5 metre yükseklikte ve deniz kıyısından 100 metre uzaktadır. Kayıp bir şehre benzetilebilen Eski Lissos, Suya’dan bir saat uzaklıkta ya botla ya da yürüyerek ulaşılabilir bir yerdedir. Bu son olanak içinde doğal manzaralı bir boğazdan karşıya geçmeyi, dağ eteklerine tırmanmayı ve denize doğru inmeyi kapsamaktadır. Lissos dini bir merkez olarak önemli bir role sahiptir ve İrtakina, Eliros ve Tarra komşu şehirleriyle Orio Konfederasyonunu oluşturmaktadır. Bugün, muhteşem mozaik zeminleri ve kazılmış pek çok Roma mezarları ile ünlü olan Asklepios harabeleri görülebilmektedir. Arkeolojik kalıntılar vilayetin pek çok başka yerinde görülebilmektedir, örneğin Akrotiri’nin Marati’sinde eski Minoa, Menies’te Diktinna tapınağı, Rokka’da Helenistik kalıntılar, Kisamos’ta mozaik zeminleri ile Roma evleri, Tsiskiana’da Poseidon’un tarımla ilgili tapınağı, Rodovani’de eski Eliros, ve Samarya Boğazı’nın çıkışında eski Tarra.